3 Mayıs 2014 Cumartesi

DİYANETE MEKTUP


  DİYANET İŞLERİ BAŞKANI’NA AÇIK MEKTUPTUR.

 

Sayın: Prof Dr. Mehmet GÖRMEZ

           Diyanet İşleri Başkanı.

 

Sayın Başkan.

Size bu mektubu yazmamın nedeni hakkımda Özlük ve Sicil dosyamda bulunan iftiralardır. Osmaniye İl Müftülüğü’e yapılan 05.10.2012 tarihli Bilgi Edinme Başvurusuna cevap verilmemesi nedeniyle Valiliğe gönderilen 21.11.2012 tarihli e-mail üzerine  29.11.2012 tarih ve 2426 sayılı Osmaniye İl Müftülüğü yazıları ekinde gönderilen hakkımdaki Düziçi, İslahiye, Nurdağı ve Bala Müftülüğüne ait iftira, Anayasa  ve Hukukun Temel ilkelerine aykırı Belgeler’dir.

Sayın Başkan.

Düziçi Müftülüğü’nde  1995 yılında Salim Çevik’le sorunum Adana’ya hafta sonu A.Ü.Açıköğretim Fakültesi Sınavına gitmemi engellemesiyle oldu. O hafta sonu beni Müfettiş gelecek diye engellediğinden 2. sınıfta kaydım silindi. Ondan sonra, kendi kendisi hakkında bir Şikayet Dilekçesi yazmış ve kendisini Başbakan’a şikayet etmiş. Suçu bana yüklemek istediyse de Karakolun Başkomserinin benim komşum olması ve olaya benim gözümle bakması üzerine başarılı olamadı. Bende daha önce verdiğim bir dilekçeye dayanarak tayinimi İslahiye’ye kaydırdım. Ev sahibimin bakkalından Adana Müftülüğü’ne telefon edip tayinimin geldiğini öğrendim. Ben bakkaldan ayrıldıktan sonra kendisi bakkala gelmiş, ev sahibi de aramıza olanları bilmediği için tayinimin çıktığını kendisine söylemiş. Müftü de bakkaldan geri dönüp Adana’ya gitmiş ve tayinimi almış geldi. Tayini durduracağını söyleyerek bana iki ay vermedi. Zorla, artık çalışmayacağamı söyleyerek ayrılabildim. Rahmetli Annem’in beddua ettiği şekilde, Ankara Elmadağ Müftüsü iken kaza geçirmiş ve bulunduğu araçtaki bir tarım aleti ciğerlerini delmiş ve gebermiş. Her aklıma düştüğünde hala tebessüm ederim. Ona yardım eden Erol Akıncı adlı Kaymakam’ın öldüğünü duyunca da ben;“İt’in biri eksik olmuş!” Demektem kendimi alamadım.

Sayın Başkan.

İslahiye’de İş yerimle fazla bir olay yaşamadım. Arkadaşlarla sürekli ve iyi bir diyaloğum vardı. Evimin her şeyi olduğu gibi 2 Adet Motosikletim vardı.. Bunun dışında Ahmet Adıgüzel adlı bir arkadaştan 800 Alman Markı’nı bir yıllığına borç almıştım. Başka da önemli bir borcum bulunmuyordu. Bu arada pazarlama işiyle birlikte TÜRKDAV isimli bir Vakfın temsilciliğini yapıyordum..  TÜRKDAV’ın bugünkü durumunu İnternette rahatlıkla araştırabilirsiniz.

Nurdağı’na tayinim çıktığı zaman özetle durumum buydu. Ayrılacağım ay personel maaşlarını dağıttım. Kalan maaşlarıda hesap edip maaşını almayan personele ödenmek üzere diğer memur Ahmet Çin’e kasa anahtarı ile birlikte teslim ederek Nurdağı Müftüsü Ramazan Tekin’in Maaşını yapmak ve diğer bazı işleri de halletmek üzere Nurdağı Müftülüğü’ne geldim ve Müftü Bey’in maaşı dahil işlerimi yaptım. Cuma namazından sonra İslahiye Müftüsü Ali Yazıcı, Emekli İmam Yahya Bayraktar ile birlikte Nurdağı Müftülüğü’ne gelmişti.

 Müftü Ramazan Tekin odasında aramızda “Yalan söylüyorsun!” tartışması yaşandı.

-Senin Baban ve Kardeşlerin bile aleyhine konuşuyor!. Gibisinden laflar edince bende kendisiyle tartıştım. Çalıştığım odaya geçtim. Arkamdan Ramazan Tekin geldi. Benden Ali Yazıcı’dan özür dilememi istedi. Bende özür dilemedim ve işimi yapmaya devam ettim. Köyüm Nurdağı’na 8 Km. ve anayol üzeri olduğu için iş çıkışı Motorsikletimle Köye gittim ve Babam’dan İslahiye’ye gelmesini istedim.

Pazartesi günü Babamın yerine Köyde Kur’an Kursu Öğreticiliği yapan Mehmet Ağabeyim geldi. Müftü Ali Yazıcı ile konuştular. Müftü kendisini Kaymakam’a göndermiş. Kaymakam’da makamında kovmuş, telefonla da beni açığa aldırdı. Cuma günü giderken kalan maaşı ve kasa anahtarını memur Ahmet Çin’e verdim.  O da Pazartesi  Müftü Ali Yazıci’da telefonla bir gün idari izin almış. Paralar kasada, kasa anahtarı Ahmet Çin’de ve izinde olduğundan ben kasada olan maaşlarını anahtar olmadığı için ödeyemedim.. Kaymakamın emriyle Mehmet Ağabeyimin kovulması üzerine kasada duran parayı zimmete geçirme suçlamasıyla açığa alındım. İşin aslı ve gerçeği budur.  Nurdağ Müftüsü’nün yazdığı 05.09.1991 gün ve 2 sayılı yazı ve takip eden Gaziantep İl Müftülüğü ve Diyanet yazısı tamamem iftiradır, bir iftiranın tescillenmesidir. Bu yazıların Memur Affı Kanunu’na rağmen  bu güne kadar Sicil Dosyamda çıkartılmaması da ayrıca suçtur. Babası o zaman Adana Müftüsü olan Ramazan Tekin’le ben hiç uğraşmak istemedim. Allah kendisine hesabını soracaktır.

Ben açığa alındıktan sonra soruşturmayı bahane eden Müftü Ali Yazıcı kasada duran parayı ödemedi. Para kasada durdu. Onbeş gün içinde ailem altı maaş almayan ve birde maaş aldığı halde imzası olmayan imam Şaban Karagöz olmak üzere toplam 7 kişinin maaşını, 800 Alman markı borcum bulunan imam Ahmet Adıgüzel’in borcunu ödemesine, Ahmet Adıgüzel’in Müftü’den parasını alıp geri bana vermek istemesi, bana yapılan tüm ahlaksızlığı gözler önüne sermesine  rağmen yine de kasadaki para soruşturma bitirilip ben göreve dönünceye kadar bana kasten ödenmedi.

Sayın Başkan.

Benim Kardeşlerim ve Babamla olan durumuma gelince; Her ay gelip benden düzenli para alan babam, ben borç verdiğimi söylediğim için diğer oğullarında da para istiyormuş. İşin tuhafı parayı kardeşlerimden benim adıma istiyormuş ve aldığını da bana getirmiyordu. Kardeşlerimde doğal olarak babalarına benim için para verdiklerini, benim bu paraları yediğimi ve borcumun hiç bitmediğini konuşuyorlarmış. Ben bu durumu açığa alındıktan sonra Mehmet Ağabeyimin gelip evimdeki eşyalarımı Ali Yazıcı’ya ödeme yaptıktan sonra alıp götürünce öğrendim. Bu benim çok ağırıma gitti. Kasada duran parayı alınca Kardeşlerime ödeme yapmadığım gibi 8 ay sonra Kastamonu Çatalzeytin’e giderken de benden para isteyince kendilerine Rest çektim. Bu gün bile bu durumu kabullenmekte zorlanıyorum. Bu nedenle Nurdağı Tayinimin durdurulmasına ve Kastamonu Çatalzeytin’e sürgün edilmeme ses çıkarmadım. Çatalzeytine sürülmem 2. defa A.Ö.Fakültesi 2.sınıfında yine atılmama neden oldu.

Soruşturmada yalan ifade verdirdiği Şaban Karagöz, daha sonraları benden çok daha rezil oldu. Tüm varlığı yok olduğu gibi, Ali Yazıcı tarafından Müstafi addedildi. Görevine son verildi. Ali Yazıcı’da 2000 yılında Mekke’de hacıların Kurban parasını yiyen bir Din adamı olarak karşıma çıktı.

Sayın Başkan.

Kastamonu Çatalzeytin’de iyi bir tatil yaptıktan sonra Ankara Bala’ya naklen geldim. Bala Merkez Camii’nin  yeniden yapılmasında Muhasip ve Müftü Vekili olarak çalıştım. Diyanet İşleri Başkanlığı Personel Dairesi Başkanlığı’nın 25.02.2003 tarih ve 658/543 sayılı, Mustafa DEMİR ve Recep ÇAVUŞ konulu yazısı tam bir iftira, hukuksuzluk yazısıdır.

İşin aslına gelince; 1997 yılında Müftü Kemal CENGİZ  tarafından Bala Merkez Camii İnşaatına başlandı. Vakıf Memuru ben olduğumdan  tüm hesap işlerini ben takip ettim. Ayrıca hobi olarak Bilgisayarla da uğraştığımdan diğer daireninde Bilgisayar işlerini, başta Kaymakamlık olmak üzere birçok Daire’ninde maaşlarını yapıyordum. 3091 sayılı soruşturmalara,  Kaymakamlık dernek işlerine ve bazı soruşturmalarada ben bakıyordum.

1999 seçimlerinde Selahattin Çakır  Belediye Başkanı seçilince daha önce Cami İhalesinde ters düştüğümüz için Müftü Kemal Cengiz’i tehdit etti. O da Bala’dan Kızılcahama’a naklen gitti. Yerine beni Vekil bıraktı. O zaman memur olan Muharrem Küçükşahin ve Eşi aleni olarak benim ve Müftü Kemal Cengiz’in Beşer Milyar lira para yediğimizi anlatmaya başladılar. Ben bunu tanıklarla tesbit ettirdim. Kendisine ve Eşine makamımda; para yediğimizi ispat edemezlerse dava açarak bu Beş Milyar Lira parayı kendilerinden alacağımı açıkça söyledim.  Fakat Müftü’nün naklen gittiğini, Üye Mustafa Yılmaz’ın da vefat ettiğini, kendisinin de ayrılması halinde TDV Vakıf Şubesinin yasal olarak kapanacağını, Cami inşaatının duracağını, yine de para yediğimizi kendilerinin söylemediğinden eminseler Mahkemeye gitme ve Şubeyi kapatma pahasına her şeyi yapacağımdan emin olduklarından ve yalan söyledikleri açık ve ıspatlanabilecek olduğundan Mahkemeye gitmeye cesaret edemediler. Halk kendilerinin ağzından bizi para yemekle suçlamaya devam etti. Bizde kendilerini Allah’a havale ederek işimize devam ettik. 

2000 yılında Bala’ya Müftü olarak Ercan Eser atandı. İlk işi Belediye Başkanı Selahattin’in emrine girmek ve Selahattin’in benim vekilliğimde yapamadığını yapmak, Cami İhalesini fesh etmek oldu. Daha önce Ankara ve diğer yerlerde birçok Cami yapan ve kaba inşaatı da bitiren Usta, yasal hakkı olduğu halde işi Mahkemeye taşımadan bıraktı. Mahkemeye taşısa haklı olarak inşaat yıllarca duracak, çekişmeler yaşanacaktı. Benim karşı çıkmama rağmen Cami işleri Selahattin’in adamlarına peşkeş çekilmeye başlandı. Buda benimle Müftü Ercan Eser’i karşı karşıya getirdi. Vakıf İşlerinde kendisiyle aynı imza yetkisine sahip olmama rağmen bana açıkça “Sen yetkili değilsin” diyerek keyfine göre iş ve işlem yapmaya devam etti.

Daha önce imtihansız olarak Şeflik sırasına yedekten giren Muharrem Küçükşahin’i 63. sırada olan Bala Şeflik Kadrosunu hemşerisi olan o zaman Diyanet İşleri Başkanı olan Mehmet Nuri Yılmaz’ın talimatıyla Bala’ya aldırdı ve Muharrem’i Şef olarak atadı.  Muharremin boşalttığı Veri Hazırlama kadrosunu bana vermek istemediyse de benim: Senin Şeflik kadron bir imzanın başında! Diye diretince Veri Hazırlama kadrosuna da beni atamak zorunda kaldı.

Benim hakkımda Selahattin’in isteğiyle araştırma yapmaya başladıysa sa benim Allah’tan başka kimseden bir çekincem olmadığından aldırmadım. Kasada duran ve benim kestiğim iki adet yardım makbuz dipkoçanını Belediye Başkanı Selahattine vermiş, bir ayniyat makbuzunu da komple Tohumlar K.Kursuna vermiş. Selahattin benim hakkımda ileri geri konuşmaya başlayınca ben kayıtsız ve makbuzsuz para almadığımdan Selahattine verdiği makbuz dipkoçanlarının aslını çekmecemde bulup koçan yerine ekledim. Odasına gidip kendisine:

-Selahattin benim Amirim değil!. Benimle çalışmak istemiyorsan git tayinimi çıkart. Devletin işi bana bağlı değil, ben giderim başkası gelir!. Başkan hemşerin istediğini yapıyorsun! Diye kızınca herhangi bir işlem yaparsa siyaseten kendisiyle uğraşacağımı bildiği için sustu. Ayniyat Makbuzunun dosyası da takipsizlik kararı ile Bala Cumhuriyet Başsavcılığında. Bana karşı gelmedi ama benim yerime çalışabilecek işbilen eleman bulamadığı için benimle uğraşmadı. 8 aylık Vakıf Maaşımı da ödemedi. Din İşleri Yüksek Kurulu’nda Uzmanlık Sınavı açılınca da Başkan hemşerisi olduğu için atamasını yaptırdı, gitti.

Sayın Başkan.

Yerine Ali Ünal Müftü olarak atandı. Ben Muharrem’le özellikle Vakıf işlerinde çalışmak istemediğimi, kendisi de benimle çalışmak istemediğini söyleyince Vakıftan ayrılan kendisi oldu.  Şikayete konu olan soruşturma da bu zamana denk gelmektedir. İmzasız ve İsimsiz bir şikayet dilekçesi ile yapılan şikayet işleme konmuş. Ankara murakıbı beni ifadeye çağırdı. Keçiören Müftülüğünde alınan ifademde isim ve imza olmadığını bizzat gördüğüm dilekçedeki şikayetlerin Şef Muharrem Küçükşahin tarafından yapıldığını açıkça söyledim. Çünkü: Yediğini Kaymakam yemiyor, Beğendikten giyiniyor gibi ifadeleri ve dairede olan bazı işleri başkasının bilmesine de, söylemesinede imkan yoktu. Biz soruşturma kapandı sanmıştık. Meğer adamlar benim konuyu açıkça Savcılığa taşırım tehdidimden çekinip kanun, yasa ve insanlığa aykırı olarak dosyama intikalini istemişler. Dosyama intikali değil, açıkça işlemden kaldırılması gerekmekteydi. Bu Şikayetin sicil dosyama konması ve korunması, delil bulunmasa dahi benim bu suçları işlediğime inanıldığı anlamını taşımaktadır. Bu da; Memur Affı Kanununa, Hukukun Temel İlkelerine ve Anayasa’ya aykırıdır.  Bu nedenle bu sicilde korunan iftira evrakları Anayasa Mahkemesine sunulacaktır.

Sayın Başkan.

Ali Ünal’dan sonra Bala’ya Ahmet Koçak atandı. 06.08.2004 tarihinde Bala Merkez Camii’nin tüm yasal işlermleri bitti. O gün Türkiye Diyanet Vakfı Genel Merkezinde ters hesap tabir edilen Bala Merkez Camii hesaplarını  Bala Şubesi hesaplarından Genel Merkez hesaplarına aktararak hesabı tamamen kapattım. Ankara Müftü Yardımcısı ile görüşerek naklen tayin talebinde bulundum. Akşam Bala’ya döndüğümde saat 20:30 sıralarında oğlumun kaza haberini aldım. Oğlumun Ambulansı ile tekrar Ankara’ya döndüm.

Sayın Başkan.

Benim arkamda Savcının ve Polislerin Rüşvetle evrakı değiştirmelerinde Şef Muharrem Küçükşahin, Müftü Ercan Eser ve Belediye Başkanı Selahattin Çakır’ın hakkımda söyledikleri yalanlar olduğunu çok iyi biliyorum. Kazanın 3. günü Kuyumcu Abdulkadir Kılıç’ın yanında eski Belediye Başkanı Selahattin Çakırında olduğunu da öğrendim. Beni para yiyen birisi sandıklarından rüşvetle evrakın değiştirilmesinde bir şey yapamayacağımı düşünmüşler. Bunu bana Emniyet Amiri de bizzat söyledi. Bana söz verildiği halde yardım yapılmamasının bu yalanlardan ve sicil dosyamda bulunan hukukun temel ilkelerine ve anayasaya aykırı belgelerden kaynaklandığı tahmin etmek hiç de zor değildir. Bu nedenle benim Vakıf Genel Merkezinden getirdiğim Resmi Yazıyı ve Yardım Dosyasını yok ederek ve ahlaksız bir soruşturma neticesinde  Başkanlık talimatıyla icraya verdirmeniz kabul edilebilir bir durum değildir.  Kabul edilmemiş ve yasal işlem yapılarak Anayasa mahkemesine gidilecek şekilde de sonuçlandırılmıştır.

Sayın Başkan.

Görev yaptığım hemen her yerde Allah’tan başkasına boyun eğmedim ve ölünceye kadar da eğmeyeceğim. Artık sizin emrinizde değilim. Beni sürecek bir yerinizde yoktur. Görev yaptığım yerlerde hiç kimse beni iş yapamamakla suçlayamadı. Ama kimseye eyvallah etmediğimi hepsi kabul etti. Birçoğu da yüzüme söylerdi. Hep doğru bildiğim şekilde hareket ettim. Ben “Kim yaparsa kendine yapar, başkasına hiçbirşey yapamaz.” Felsefesiyle hareket ettim. Bunu da yakınlarım iyi bilmektedir. Bana  atılan iftiraları hep Allah’a havale ettim. Oğlum ağır bir kaza geçirdi. Yine Kimsenin yapmaya cesaret bile edemediği işleri yaptım. Ankara’nın en iyi hastanelerinde en iyi şekilde bakılması için ne gerekiyorsa yaptım. Bana her kesim yardım etti. Ancak; benim Kurumum olan sizler elinizden gelen her türlü engeli çıkarmakta, Ahlaksızlığı yapmakta geri durmadınız. Beni en sıkıntılı zamanımda Resmi Yazı ile anılan yardımı Resmi Yazıyı ve Yardım Dosyasını yok ederek icraya verdiniz. Kuranı Kerim Maun Suresi Ebu Cehilin bakmakla yükümlü olduğu bir yetimi azarlaması üzerine indirilmiş, aynı şekilde yapanlar dini yalanlamakla, yetimi aşağılamakla, boşuna Namaz kılmakla ve yardımı yapmadığı gibi yapanlarıda engellemekle suçlamakta ve  aşağılamaktadır. Sizin bana yaptıklarınızın Ebu Cehilin o yetime yaptığından hiç farkı yoktur. Tek fark: Ebu Cehil Allah’a inanmıyordu, Siz se Diyanet İşleri Başkanı’sınız. Buna benzer daha birçok Ayet ve Hadis bulunmaktadır. Ben buna dayanamadım ve hakkınızda müfettişiniz ve Vakıf hukuk müşavirinizle birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yasal işlem başlattım. Artık bu konular Anayasa Mahkemesinde görülecektir. Oradan da netice alınmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine tereddüt etmeden taşınacaktır. Kısaca ne gerekiyorsa yapılacaktır.

Sayın Başkan.

Sayın Başbakan’a 2011 yılı Haaziran ayında yazılan Mektup ekte sunulmuştur. Bu mektuba herhangi bir cevap verilmediği gibi böyle bir Mektup olmadığı da Başbakanlıkça bildirilmiştir. Mektup alındısı ile birlikte sizin soruşturmanızı(!) yapan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş ve Sayın Başbakan’a sunulması istenilmiş ve takdir Sayın Başbakan’a bırakılmıştır. Sizin  soruşturmanız Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinden Kesin olarak RED edilmiştir.  Bizim için iç hukuk tamamlanmıştır. Bu red kararı 28.11.2012 tarihinde tebliğ edilmiş ve bize Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru yolunu açmıştır. Biz bu hakkımızı kullanmaya kararlıyız.  Bu mektup ta size sadece bilgi için gönderilmektedir. Okuyup okumamanız, gereğini yapıp yapmamanız sizin yetki ve takdirinizdedir.

Saygı ve Selamlarımla..                                                                                      

   05.12.2012

                                                                                                                       Mustafa DEMİR
Not: Bu mektuba cevap verilmemiştir. mektubun akibeti sorulduğunda Ankara Cumhyriyet Başsavcılığının isteğimi reddettiği iddia edildi. O red kararı da İcra Dosyası için iç hukuk tamamlanarak AİHM'e Diyanet İşleri Başkanı "Nitelikli Dolandırıcı" olarak Dava edildi. Sicilimde bulunan evraklar ilede AİHM'in bir kararı ile yeniden İç hukuk başlatıldı ve devam ediyor. Diyanet İşleri Başkanı da Dilsiz Şeytan gibi susmaya... 03.05.2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder