DİYANET
İŞLERİ BAŞKANI’NA AÇIK MEKTUPTUR.
Sayın: Prof Dr. Mehmet GÖRMEZ
Diyanet İşleri Başkanı.
Sayın Başkan.
Size bu
mektubu yazmamın nedeni hakkımda Özlük ve Sicil dosyamda bulunan iftiralardır.
Osmaniye İl Müftülüğü’e yapılan 05.10.2012 tarihli Bilgi Edinme Başvurusuna
cevap verilmemesi nedeniyle Valiliğe gönderilen 21.11.2012 tarihli e-mail
üzerine 29.11.2012 tarih ve 2426 sayılı
Osmaniye İl Müftülüğü yazıları ekinde gönderilen hakkımdaki Düziçi, İslahiye,
Nurdağı ve Bala Müftülüğüne ait iftira, Anayasa ve Hukukun Temel ilkelerine aykırı Belgeler’dir.
Sayın Başkan.
Düziçi
Müftülüğü’nde 1995 yılında Salim
Çevik’le sorunum Adana’ya hafta sonu A.Ü.Açıköğretim Fakültesi Sınavına gitmemi
engellemesiyle oldu. O hafta sonu beni Müfettiş gelecek diye engellediğinden 2.
sınıfta kaydım silindi. Ondan sonra, kendi kendisi hakkında bir Şikayet
Dilekçesi yazmış ve kendisini Başbakan’a şikayet etmiş. Suçu bana yüklemek
istediyse de Karakolun Başkomserinin benim komşum olması ve olaya benim gözümle
bakması üzerine başarılı olamadı. Bende daha önce verdiğim bir dilekçeye
dayanarak tayinimi İslahiye’ye kaydırdım. Ev sahibimin bakkalından Adana
Müftülüğü’ne telefon edip tayinimin geldiğini öğrendim. Ben bakkaldan
ayrıldıktan sonra kendisi bakkala gelmiş, ev sahibi de aramıza olanları
bilmediği için tayinimin çıktığını kendisine söylemiş. Müftü de bakkaldan geri
dönüp Adana’ya gitmiş ve tayinimi almış geldi. Tayini durduracağını söyleyerek
bana iki ay vermedi. Zorla, artık çalışmayacağamı söyleyerek ayrılabildim.
Rahmetli Annem’in beddua ettiği şekilde, Ankara Elmadağ Müftüsü iken kaza
geçirmiş ve bulunduğu araçtaki bir tarım aleti ciğerlerini delmiş ve gebermiş.
Her aklıma düştüğünde hala tebessüm ederim. Ona yardım eden Erol Akıncı adlı
Kaymakam’ın öldüğünü duyunca da ben;“İt’in biri eksik olmuş!” Demektem kendimi
alamadım.
Sayın Başkan.
İslahiye’de İş
yerimle fazla bir olay yaşamadım. Arkadaşlarla sürekli ve iyi bir diyaloğum
vardı. Evimin her şeyi olduğu gibi 2 Adet Motosikletim vardı.. Bunun dışında Ahmet
Adıgüzel adlı bir arkadaştan 800 Alman Markı’nı bir yıllığına borç almıştım.
Başka da önemli bir borcum bulunmuyordu. Bu arada pazarlama işiyle birlikte
TÜRKDAV isimli bir Vakfın temsilciliğini yapıyordum.. TÜRKDAV’ın bugünkü durumunu İnternette rahatlıkla
araştırabilirsiniz.
Nurdağı’na
tayinim çıktığı zaman özetle durumum buydu. Ayrılacağım ay personel maaşlarını
dağıttım. Kalan maaşlarıda hesap edip maaşını almayan personele ödenmek üzere
diğer memur Ahmet Çin’e kasa anahtarı ile birlikte teslim ederek Nurdağı
Müftüsü Ramazan Tekin’in Maaşını yapmak ve diğer bazı işleri de halletmek üzere
Nurdağı Müftülüğü’ne geldim ve Müftü Bey’in maaşı dahil işlerimi yaptım. Cuma
namazından sonra İslahiye Müftüsü Ali Yazıcı, Emekli İmam Yahya Bayraktar ile
birlikte Nurdağı Müftülüğü’ne gelmişti.
Müftü Ramazan Tekin odasında aramızda “Yalan
söylüyorsun!” tartışması yaşandı.
-Senin Baban
ve Kardeşlerin bile aleyhine konuşuyor!. Gibisinden laflar edince bende
kendisiyle tartıştım. Çalıştığım odaya geçtim. Arkamdan Ramazan Tekin geldi.
Benden Ali Yazıcı’dan özür dilememi istedi. Bende özür dilemedim ve işimi
yapmaya devam ettim. Köyüm Nurdağı’na 8 Km. ve anayol üzeri olduğu için iş
çıkışı Motorsikletimle Köye gittim ve Babam’dan İslahiye’ye gelmesini istedim.
Pazartesi günü
Babamın yerine Köyde Kur’an Kursu Öğreticiliği yapan Mehmet Ağabeyim geldi.
Müftü Ali Yazıcı ile konuştular. Müftü kendisini Kaymakam’a göndermiş.
Kaymakam’da makamında kovmuş, telefonla da beni açığa aldırdı. Cuma günü
giderken kalan maaşı ve kasa anahtarını memur Ahmet Çin’e verdim. O da Pazartesi Müftü Ali Yazıci’da telefonla bir gün idari izin almış. Paralar
kasada, kasa anahtarı Ahmet Çin’de ve izinde olduğundan ben kasada olan
maaşlarını anahtar olmadığı için ödeyemedim.. Kaymakamın emriyle Mehmet
Ağabeyimin kovulması üzerine kasada duran parayı zimmete geçirme suçlamasıyla
açığa alındım. İşin aslı ve gerçeği budur.
Nurdağ Müftüsü’nün yazdığı 05.09.1991 gün ve 2 sayılı yazı ve takip eden
Gaziantep İl Müftülüğü ve Diyanet yazısı tamamem iftiradır, bir iftiranın
tescillenmesidir. Bu yazıların Memur Affı Kanunu’na rağmen bu güne kadar Sicil Dosyamda çıkartılmaması
da ayrıca suçtur. Babası o zaman Adana Müftüsü olan Ramazan Tekin’le ben hiç
uğraşmak istemedim. Allah kendisine hesabını soracaktır.
Ben açığa
alındıktan sonra soruşturmayı bahane eden Müftü Ali Yazıcı kasada duran parayı
ödemedi. Para kasada durdu. Onbeş gün içinde ailem altı maaş almayan ve birde
maaş aldığı halde imzası olmayan imam Şaban Karagöz olmak üzere toplam 7
kişinin maaşını, 800 Alman markı borcum bulunan imam Ahmet Adıgüzel’in borcunu
ödemesine, Ahmet Adıgüzel’in Müftü’den parasını alıp geri bana vermek istemesi,
bana yapılan tüm ahlaksızlığı gözler önüne sermesine rağmen yine de kasadaki para soruşturma bitirilip ben göreve
dönünceye kadar bana kasten ödenmedi.
Sayın Başkan.
Benim
Kardeşlerim ve Babamla olan durumuma gelince; Her ay gelip benden düzenli para
alan babam, ben borç verdiğimi söylediğim için diğer oğullarında da para
istiyormuş. İşin tuhafı parayı kardeşlerimden benim adıma istiyormuş ve
aldığını da bana getirmiyordu. Kardeşlerimde doğal olarak babalarına benim için
para verdiklerini, benim bu paraları yediğimi ve borcumun hiç bitmediğini
konuşuyorlarmış. Ben bu durumu açığa alındıktan sonra Mehmet Ağabeyimin gelip
evimdeki eşyalarımı Ali Yazıcı’ya ödeme yaptıktan sonra alıp götürünce
öğrendim. Bu benim çok ağırıma gitti. Kasada duran parayı alınca Kardeşlerime
ödeme yapmadığım gibi 8 ay sonra Kastamonu Çatalzeytin’e giderken de benden
para isteyince kendilerine Rest çektim. Bu gün bile bu durumu kabullenmekte
zorlanıyorum. Bu nedenle Nurdağı Tayinimin durdurulmasına ve Kastamonu
Çatalzeytin’e sürgün edilmeme ses çıkarmadım. Çatalzeytine sürülmem 2. defa
A.Ö.Fakültesi 2.sınıfında yine atılmama neden oldu.
Soruşturmada
yalan ifade verdirdiği Şaban Karagöz, daha sonraları benden çok daha rezil
oldu. Tüm varlığı yok olduğu gibi, Ali Yazıcı tarafından Müstafi addedildi.
Görevine son verildi. Ali Yazıcı’da 2000 yılında Mekke’de hacıların Kurban
parasını yiyen bir Din adamı olarak karşıma çıktı.
Sayın Başkan.
Kastamonu
Çatalzeytin’de iyi bir tatil yaptıktan sonra Ankara Bala’ya naklen geldim. Bala
Merkez Camii’nin yeniden yapılmasında
Muhasip ve Müftü Vekili olarak çalıştım. Diyanet İşleri Başkanlığı Personel
Dairesi Başkanlığı’nın 25.02.2003 tarih ve 658/543 sayılı, Mustafa DEMİR ve
Recep ÇAVUŞ konulu yazısı tam bir iftira, hukuksuzluk yazısıdır.
İşin aslına
gelince; 1997 yılında Müftü Kemal CENGİZ
tarafından Bala Merkez Camii İnşaatına başlandı. Vakıf Memuru ben olduğumdan tüm hesap işlerini ben takip ettim. Ayrıca
hobi olarak Bilgisayarla da uğraştığımdan diğer daireninde Bilgisayar işlerini,
başta Kaymakamlık olmak üzere birçok Daire’ninde maaşlarını yapıyordum. 3091
sayılı soruşturmalara, Kaymakamlık
dernek işlerine ve bazı soruşturmalarada ben bakıyordum.
1999
seçimlerinde Selahattin Çakır Belediye
Başkanı seçilince daha önce Cami İhalesinde ters düştüğümüz için Müftü Kemal
Cengiz’i tehdit etti. O da Bala’dan Kızılcahama’a naklen gitti. Yerine beni
Vekil bıraktı. O zaman memur olan Muharrem Küçükşahin ve Eşi aleni olarak benim
ve Müftü Kemal Cengiz’in Beşer Milyar lira para yediğimizi anlatmaya
başladılar. Ben bunu tanıklarla tesbit ettirdim. Kendisine ve Eşine makamımda;
para yediğimizi ispat edemezlerse dava açarak bu Beş Milyar Lira parayı
kendilerinden alacağımı açıkça söyledim.
Fakat Müftü’nün naklen gittiğini, Üye Mustafa Yılmaz’ın da vefat
ettiğini, kendisinin de ayrılması halinde TDV Vakıf Şubesinin yasal olarak kapanacağını,
Cami inşaatının duracağını, yine de para yediğimizi kendilerinin
söylemediğinden eminseler Mahkemeye gitme ve Şubeyi kapatma pahasına her şeyi
yapacağımdan emin olduklarından ve yalan söyledikleri açık ve ıspatlanabilecek
olduğundan Mahkemeye gitmeye cesaret edemediler. Halk kendilerinin ağzından
bizi para yemekle suçlamaya devam etti. Bizde kendilerini Allah’a havale ederek
işimize devam ettik.
2000 yılında
Bala’ya Müftü olarak Ercan Eser atandı. İlk işi Belediye Başkanı Selahattin’in
emrine girmek ve Selahattin’in benim vekilliğimde yapamadığını yapmak, Cami
İhalesini fesh etmek oldu. Daha önce Ankara ve diğer yerlerde birçok Cami yapan
ve kaba inşaatı da bitiren Usta, yasal hakkı olduğu halde işi Mahkemeye
taşımadan bıraktı. Mahkemeye taşısa haklı olarak inşaat yıllarca duracak, çekişmeler
yaşanacaktı. Benim karşı çıkmama rağmen Cami işleri Selahattin’in adamlarına
peşkeş çekilmeye başlandı. Buda benimle Müftü Ercan Eser’i karşı karşıya
getirdi. Vakıf İşlerinde kendisiyle aynı imza yetkisine sahip olmama rağmen
bana açıkça “Sen yetkili değilsin” diyerek keyfine göre iş ve işlem yapmaya
devam etti.
Daha önce
imtihansız olarak Şeflik sırasına yedekten giren Muharrem Küçükşahin’i 63.
sırada olan Bala Şeflik Kadrosunu hemşerisi olan o zaman Diyanet İşleri Başkanı
olan Mehmet Nuri Yılmaz’ın talimatıyla Bala’ya aldırdı ve Muharrem’i Şef olarak
atadı. Muharremin boşalttığı Veri
Hazırlama kadrosunu bana vermek istemediyse de benim: Senin Şeflik kadron bir
imzanın başında! Diye diretince Veri Hazırlama kadrosuna da beni atamak zorunda
kaldı.
Benim hakkımda
Selahattin’in isteğiyle araştırma yapmaya başladıysa sa benim Allah’tan başka
kimseden bir çekincem olmadığından aldırmadım. Kasada duran ve benim kestiğim
iki adet yardım makbuz dipkoçanını Belediye Başkanı Selahattine vermiş, bir
ayniyat makbuzunu da komple Tohumlar K.Kursuna vermiş. Selahattin benim
hakkımda ileri geri konuşmaya başlayınca ben kayıtsız ve makbuzsuz para
almadığımdan Selahattine verdiği makbuz dipkoçanlarının aslını çekmecemde bulup
koçan yerine ekledim. Odasına gidip kendisine:
-Selahattin
benim Amirim değil!. Benimle çalışmak istemiyorsan git tayinimi çıkart.
Devletin işi bana bağlı değil, ben giderim başkası gelir!. Başkan hemşerin
istediğini yapıyorsun! Diye kızınca herhangi bir işlem yaparsa siyaseten
kendisiyle uğraşacağımı bildiği için sustu. Ayniyat Makbuzunun dosyası da
takipsizlik kararı ile Bala Cumhuriyet Başsavcılığında. Bana karşı gelmedi ama
benim yerime çalışabilecek işbilen eleman bulamadığı için benimle uğraşmadı. 8
aylık Vakıf Maaşımı da ödemedi. Din İşleri Yüksek Kurulu’nda Uzmanlık Sınavı
açılınca da Başkan hemşerisi olduğu için atamasını yaptırdı, gitti.
Sayın Başkan.
Yerine Ali
Ünal Müftü olarak atandı. Ben Muharrem’le özellikle Vakıf işlerinde çalışmak
istemediğimi, kendisi de benimle çalışmak istemediğini söyleyince Vakıftan
ayrılan kendisi oldu. Şikayete konu
olan soruşturma da bu zamana denk gelmektedir. İmzasız ve İsimsiz bir şikayet
dilekçesi ile yapılan şikayet işleme konmuş. Ankara murakıbı beni ifadeye çağırdı.
Keçiören Müftülüğünde alınan ifademde isim ve imza olmadığını bizzat gördüğüm
dilekçedeki şikayetlerin Şef Muharrem Küçükşahin tarafından yapıldığını açıkça
söyledim. Çünkü: Yediğini Kaymakam yemiyor, Beğendikten giyiniyor gibi
ifadeleri ve dairede olan bazı işleri başkasının bilmesine de, söylemesinede
imkan yoktu. Biz soruşturma kapandı sanmıştık. Meğer adamlar benim konuyu
açıkça Savcılığa taşırım tehdidimden çekinip kanun, yasa ve insanlığa aykırı
olarak dosyama intikalini istemişler. Dosyama intikali değil, açıkça işlemden
kaldırılması gerekmekteydi. Bu Şikayetin sicil dosyama konması ve korunması,
delil bulunmasa dahi benim bu suçları işlediğime inanıldığı anlamını
taşımaktadır. Bu da; Memur Affı Kanununa, Hukukun Temel İlkelerine ve
Anayasa’ya aykırıdır. Bu nedenle bu
sicilde korunan iftira evrakları Anayasa Mahkemesine sunulacaktır.
Sayın Başkan.
Ali Ünal’dan
sonra Bala’ya Ahmet Koçak atandı. 06.08.2004 tarihinde Bala Merkez Camii’nin
tüm yasal işlermleri bitti. O gün Türkiye Diyanet Vakfı Genel Merkezinde ters
hesap tabir edilen Bala Merkez Camii hesaplarını Bala Şubesi hesaplarından Genel Merkez hesaplarına aktararak
hesabı tamamen kapattım. Ankara Müftü Yardımcısı ile görüşerek naklen tayin
talebinde bulundum. Akşam Bala’ya döndüğümde saat 20:30 sıralarında oğlumun
kaza haberini aldım. Oğlumun Ambulansı ile tekrar Ankara’ya döndüm.
Sayın Başkan.
Benim arkamda
Savcının ve Polislerin Rüşvetle evrakı değiştirmelerinde Şef Muharrem
Küçükşahin, Müftü Ercan Eser ve Belediye Başkanı Selahattin Çakır’ın hakkımda
söyledikleri yalanlar olduğunu çok iyi biliyorum. Kazanın 3. günü Kuyumcu
Abdulkadir Kılıç’ın yanında eski Belediye Başkanı Selahattin Çakırında olduğunu
da öğrendim. Beni para yiyen birisi sandıklarından rüşvetle evrakın
değiştirilmesinde bir şey yapamayacağımı düşünmüşler. Bunu bana Emniyet Amiri
de bizzat söyledi. Bana söz verildiği halde yardım yapılmamasının bu
yalanlardan ve sicil dosyamda bulunan hukukun temel ilkelerine ve anayasaya
aykırı belgelerden kaynaklandığı tahmin etmek hiç de zor değildir. Bu nedenle
benim Vakıf Genel Merkezinden getirdiğim Resmi Yazıyı ve Yardım Dosyasını yok
ederek ve ahlaksız bir soruşturma neticesinde
Başkanlık talimatıyla icraya verdirmeniz kabul edilebilir bir durum
değildir. Kabul edilmemiş ve yasal
işlem yapılarak Anayasa mahkemesine gidilecek şekilde de sonuçlandırılmıştır.
Sayın Başkan.
Görev yaptığım
hemen her yerde Allah’tan başkasına boyun eğmedim ve ölünceye kadar da
eğmeyeceğim. Artık sizin emrinizde değilim. Beni sürecek bir yerinizde yoktur.
Görev yaptığım yerlerde hiç kimse beni iş yapamamakla suçlayamadı. Ama kimseye
eyvallah etmediğimi hepsi kabul etti. Birçoğu da yüzüme söylerdi. Hep doğru
bildiğim şekilde hareket ettim. Ben “Kim yaparsa kendine yapar, başkasına
hiçbirşey yapamaz.” Felsefesiyle hareket ettim. Bunu da yakınlarım iyi
bilmektedir. Bana atılan iftiraları hep
Allah’a havale ettim. Oğlum ağır bir kaza geçirdi. Yine Kimsenin yapmaya
cesaret bile edemediği işleri yaptım. Ankara’nın en iyi hastanelerinde en iyi
şekilde bakılması için ne gerekiyorsa yaptım. Bana her kesim yardım etti.
Ancak; benim Kurumum olan sizler elinizden gelen her türlü engeli çıkarmakta,
Ahlaksızlığı yapmakta geri durmadınız. Beni en sıkıntılı zamanımda Resmi Yazı
ile anılan yardımı Resmi Yazıyı ve Yardım Dosyasını yok ederek icraya verdiniz.
Kuranı Kerim Maun Suresi Ebu Cehilin bakmakla yükümlü olduğu bir yetimi
azarlaması üzerine indirilmiş, aynı şekilde yapanlar dini yalanlamakla, yetimi
aşağılamakla, boşuna Namaz kılmakla ve yardımı yapmadığı gibi yapanlarıda
engellemekle suçlamakta ve aşağılamaktadır.
Sizin bana yaptıklarınızın Ebu Cehilin o yetime yaptığından hiç farkı yoktur.
Tek fark: Ebu Cehil Allah’a inanmıyordu, Siz se Diyanet İşleri Başkanı’sınız.
Buna benzer daha birçok Ayet ve Hadis bulunmaktadır. Ben buna dayanamadım ve
hakkınızda müfettişiniz ve Vakıf hukuk müşavirinizle birlikte Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı’nda yasal işlem başlattım. Artık bu konular Anayasa Mahkemesinde
görülecektir. Oradan da netice alınmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
tereddüt etmeden taşınacaktır. Kısaca ne gerekiyorsa yapılacaktır.
Sayın Başkan.
Sayın Başbakan’a 2011 yılı Haaziran ayında yazılan
Mektup ekte sunulmuştur. Bu mektuba herhangi bir cevap verilmediği gibi böyle
bir Mektup olmadığı da Başbakanlıkça bildirilmiştir. Mektup alındısı ile
birlikte sizin soruşturmanızı(!) yapan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına
gönderilmiş ve Sayın Başbakan’a sunulması istenilmiş ve takdir Sayın Başbakan’a
bırakılmıştır. Sizin soruşturmanız
Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinden Kesin olarak RED edilmiştir. Bizim için iç hukuk tamamlanmıştır. Bu red
kararı 28.11.2012 tarihinde tebliğ edilmiş ve bize Anayasa Mahkemesine Bireysel
Başvuru yolunu açmıştır. Biz bu hakkımızı kullanmaya kararlıyız. Bu mektup ta size sadece bilgi için gönderilmektedir.
Okuyup okumamanız, gereğini yapıp yapmamanız sizin yetki ve takdirinizdedir.
Saygı ve
Selamlarımla..
05.12.2012
Mustafa DEMİR
Not: Bu mektuba cevap verilmemiştir. mektubun akibeti sorulduğunda Ankara Cumhyriyet Başsavcılığının isteğimi reddettiği iddia edildi. O red kararı da İcra Dosyası için iç hukuk tamamlanarak AİHM'e Diyanet İşleri Başkanı "Nitelikli Dolandırıcı" olarak Dava edildi. Sicilimde bulunan evraklar ilede AİHM'in bir kararı ile yeniden İç hukuk başlatıldı ve devam ediyor. Diyanet İşleri Başkanı da Dilsiz Şeytan gibi susmaya... 03.05.2014
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder